Free Essay

Godot Ve Beklemek

In: English and Literature

Submitted By oyaiseri
Words 2830
Pages 12
Godot ve Beklemek - Oya İşeri Gever
Birbirlerine takma isimleriyle seslenen iki avare, kır yolunda, kuru, yapraksız bir ağacın dibinde buluşurlar. Godot’nun gelmesini beklemektedirler. “Zaman öldürmek” için oradan buradan -en sıklıkla Godot’dan- konuşur, geçmişlerini yâd eder, birbirlerine şakalar yapar, bir şeyler yerler. Beklemekten sıkılınca kendilerini asmaya kalkarlar ancak kimin önce öleceğine bir türlü karar veremezler; zaten ipleri de yoktur. Bazen ayrılmayı düşünürler ama ne cesaretleri vardır ne de birbirlerinden başka kimseleri. Davetsiz misafirleri peyda olur; tanrı rolü oynayan Pozzo ve kölesi Lucky ile iletişim kurmaya çalışırlar. Bir ara çıkıp gelen Çocuk, Godot’nun o gün değil, ertesi gün mutlaka geleceğini haber verir. Ne var ki Godot hiç gelmeyecektir. Bunu bile bile, Godot gelip onları kurtaracakmış gibi bekleyip dururlar.
Godot’yu Beklerken’i bu çerçevede izleyen / okuyan biri “boşuna zaman öldürdüğü, yılın derbisi ya da Muhteşem Yüzyıl’ı izlemediği için hayıflanacaktır. Lakin alt metinlerinde gezinilmeyen bir “absürt” eser insan için elbette zaman kaybıdır.
Beckett absürdizmi eserlerinde kendi ve dış dünya arasındaki uyumsuzluğu anlamlandıramama, zaman ve mekânda sıkışmışlık, eyleme geçme-geçememe arasındaki tutsaklık, insan ilişkilerindeki tekdüzelik ve yozluk, işlevini yitirmiş dil yüzünden yüzeysel kurulan iletişim, olay örgüsünün “saçma” hatta fizik kurallarına aykırı oluşu, vs ile verir…
Çünkü Beckett der ki: “Bu dünyanın anlamı olduğu bizim kuruntumuz. Bu, kendi varoluşumuzu anlamlı kılma çabamızın uzantısı. Her şeyin anlamsız olduğunu kabul edersek bu 'saçma' varoluş durumuna katlanamayız. Nitekim bu yakıcı sorunun peşine düşenlerin yaşamları bunaltıcı bir cehennemdir. Peşine düşmek de bir eylemlilik halidir ama böyle bir eylemlilik hali de yok; biz edilgeniz ve varoluşun gerçekliği bize kendini dayatır: Ben anlamsızım der bu varoluş, boşuna bir anlam bulmaya çalışma!"
Perde açılsın
Gün ışığı, araf kadar sade bir kır yolu, kuru bir ağaç, Didi (Vladimir) ve Gogo (Estragon).
Oyun “Yapacak bir şey yok” repliğiyle başlar. Diğeri karşılık verir: “Al benden de o kadar”(1). Bu sözleri kimin söylediğinin önemi yoktur. Lakin biri diğerinin tamamlayıcısıdır. Gogo bedensel ve güdüsel, Didi düşünsel ve duygusal karakterlerdir. Gogo sürekli ayağına vuran çizmelerinden yakınıp kurtulmaya çalışır. Sendeler durur, bazen düşer. Karnı da açtır, gözü de; hep uykusuzdur; her gece aynı yerde serserilerden dayak yer. Didi ise kafasına uymayan şapkasından yakınıp durur; sürekli çıkarıp içini yoklar. Sahnede bir oraya bir buraya gider gelir, zaman ve mekân içinde sıkışmışlığı iliklerine kadar hisseder. Dünü ve yarını sorgular. Geçmişi bölük pörçük de olsa hatırlar, anlamlandıramamaktan rahatsızlık duyar. Ama Gogo geçmişi hatırlamakta zorluk çeker, durumu çok da önemsemez. Velhasıl her ikisi için de atalet eylemsizlik için bahanedir. Eylemsizlik de ataleti getirir. Oyundaki birçok kısırdöngüden sadece biridir bu.
İkili dibinde buluştukları, tek bir yaprağı olmayan ağaca kendilerini asarak intihar etmek, sebebini bilmeseler de bedensel ve ruhsal olarak dışa vurdukları var olma sancısına son vermek isterler. Gerçi Didi’nin hâlâ umudu vardır: Godot’yu beklemek ister, Gogo’ya mütemadiyen hatırlatır bunu.
Gogo ve Didi bu farklılıkları nedeniyle çatışır durur ama aynılıkları da yok değildir. İkisi de düşünceden düşünceye atlar, kurdukları cümleler yarım kalır. Tek dertleri zaman öldürmektir, iletişim kurmak değil. Didi Godot’nun gelmesini beklerken ümitsizliğe kapılır ve belki ertesi gün geleceği umuduyla hep günün bitmesini bekler. Gogo ise fırsat buldukça uyur. Godot gelmedikçe yanlış günde ya da yanlış yerde beklediklerini tartışıp dururlar. Godot’yu beklemekten sıkılırlar, korkarlar ancak sahneyi terk edemezler; ilk adımı dahi atamazlar, eylemsizlik varlıklarının bir parçasıdır. Kendilerini asmak isterler ama ipleri yoktur. Sıkışmışlığı yenmek için ya sessiz kalır ya da sürekli aynı konuya dönerler. Kendi döngülerini kendileri kısırlaştırırlar.
Tutsaktırlar. Önce birbirlerine… Uyumsuzlukları canlarına tak eder, artık ayrılmaktan, arkadaş olmamaktan bahsederler ama bu imkânsızdır; çünkü Godot henüz gelmemiştir. Nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmek için beklerler Godot’yu. Çünkü yalnızca o sona erdirebilir belirsizliği; o olabilir kurtarıcıları. Gerçi tam olarak neden beklediklerini bilmezler. Gogo, Godot’dan tam olarak ne istediklerini sorar Didi’ye. Kesin bir istek değildir, bir çeşit dua, belli belirsiz bir ricadır. Karşılık olarak bir şey vadedemez Godot; sakin kafayla, eşine dostuna sormak ister konuyu-her neyse o konu-. (Godot’nun Tanrı ise de her şeyi bilen ve her şeye kadir olmadığı açıktır artık, velhasıl kurtuluşları olamaz, boşuna beklemektedirler. ) Gogo “bu işte rolümüz ne diye” sorunca “diz çöküp yalvar yakar olacağız” cevabını alır. “Hiçbir hakkımız yok mu, kaybettik mi onları?” diye sorar bu sefer Gogo. Yasak olmasaydı bu söze güleceğini, haklarını kaybetmediklerini, onlardan kurtulduklarını söyleyerek tutsaklıklarını “absürt” bir gerekçeyle akla bürür Didi. Konu derinleştikçe Gogo’nun karnı acıkır, havuç ister. Bir süre tek dertleri Didi’nin cebinden şalgam değil, havuç çıkması ihtimalidir. Büyük resim yine kaçar gözlerinden. Nihayet bulunur ve konuya geri dönülür. “Ona bağlı mıyız?” diye sorar Gogo. “Söz konusu bile olamaz… şimdilik… sanırım” diyerek iplerin kimde olduğunu içten içe kabullenir Didi. İçinden çıkamadıkları konuşma, “mizaç meselesi… karakter… elden bir şey gelmez… çırpınsak da nafile… neyse odur insan… mücadele nafile… aslı değişmez insanın…(ve nihayet) yapacak bir şey yok” sözleriyle sonuçsuzlukla son bulur.
Aslında özgürdürler. Döngüyü kırmalarını engelleyecek bir şey yoktur. Ne var ki tüm gün birkaç adımlık yerde zamanlarını tüketirler. Godot gelmeyince gece olmasını beklerler. Sabah olduğunda yeniden aynı mekânda buluşurlar. O kadar aynıdır ki bu ritüel, birbirlerinden ya da o mekândan ayrılmadıklarına neredeyse yemin edilebilir.
Yapacak bir şey olmadığı konusunda hemfikir olduklarından, hiçbir şey yapmama özgürlüklerini(!) kullanan ikili kendi dünyalarında debelenirken, sahneye kum dolu çanta taşıyarak, boynuna geçirilmiş ip yüzünden küçücük adımlarla ilerleyen bir adam girer. Arkadan kırbaç sesleri gelmektedir, kimin elinde o kırbaç, henüz belli değildir. İp o kadar uzundur ki ucundaki adam bayağı sonra girebilir sahneye. “Sahip” Pozzo ile “köle” Lucky’den(2) başkası değildir bunlar. Pozzo karşılaştığı adamlarla aynı türden oldukları için hayıflanacak kadar kendini tanrısal bir varlık zanneden, kölesine envai çeşit küfürler savurup “anlamsız” komutlar vererek zalimliğin sınırlarını zorlayan bir burjuvadır. Ne var ki gözlük takmak zorunda kalan, yürümekte, hatta oturup kalkmakta zorlanan, kölesini kaçırmamak için değil, yolunu bulabilmek için onun boynuna ip geçiren, astımlı, kusurlu bir tanrıdır bu. Lucky ise başındaki şapkasıyla sadece önünü görebilen, komutsuz hiçbir şey yapamayan, ipi çekildikçe düşüp anında uyuyakalabilecek kadar yorgun, boynundaki ipin açtığı yaraya rağmen ses çıkaramayan, elindeki (ruhundaki) yükleri -yere düşüp uyumadığı zamanlarda- asla bırakmayan, kendisiyle konuşulduğunda karşılık veremeyecek kadar hayattan kopuk, özgürlüğünün sahibine kırbacını kendi elleriyle verecek kadar sadık(!) bir köledir. En şanslılarıdır. Özgür olmadığının farkındadır. Hiçbir beklentisi yoktur diğerleri gibi. Var olmadığı için sıkıntısını da çekmez. Hatta sahibi bazen ipini bırakır bile. Gogo ve Didi ise hep bekler.
Gogo ve Didi önce Godot sanırlar Pozzo’yu. Pozzo hiddetlenir bu yanlış anlamayı. “Yine de insansınız… Benimle aynı türden… Pozzo’yla yani Tanrı’nın suretinde yaratılmış olan türden…” diyerek herkese yerini hatırlatır. Ne var ki yalnızken statüsünün önemi olmayacağını bildiğinden olsa gerek, “Benzerlerimden uzun süre ayrı kalamam…‘izninizle’ yanınızda biraz ‘oyalanmak’ istiyorum” sözleriyle hem tanrısal makamını yerlere düşürür, hem de Gogo ve Didi gibi zaman tüketmekten başka bir amacı olmadığını ima etmiş olur.
Pozzo dinlenmek için sahnenin ortasına yerleşir, sepetindeki tavuk ve şarabı çıkarıp keyfine bakmaya başlar. Paylaşmayı teklif etmek bir yana, yere attığı tavuk kemiklerine talip olan Gogo’ya bile vermek istemez çöpünü. Didi arkadaşının bu arsızlığından utansa da Pozzo, kölesinin hakkı olan bu çöpü ona sormak kaydıyla almalarına izin verir. Gogo Lucky ile iletişim kurmaya çalışırken, Didi “bir insana… bu şekilde muamele etmek… bunu… bir insana karşı… olmaz… rezalet bu!” gibi bölük pörçük bir cümleyle Pozzo’yu sorgular.
Pozzo tüm karakterlerin içinde bulundukları cenderenin tanımını yapar: “Neden rahatına bakmıyor? … Buna hakkı yok mu? Kesinlikle var. Demek ki arzu etmiyor. İşte muhakeme diye buna denir. Peki neden arzu etmiyor? … Kendine acındırmak ve beni ondan ayrılma fikrinden caydırmak için yapıyor bunu… Aklınca ne kadar iyi taşıdığını görünce onu hep bu görevde tutacağım… Sefil planı bu işte.” diyerek köle olmayı kendinin seçtiğini söylüyor. Hatta “Benim yerimde o da olabilirdi, onun yerinde de ben. Ama neylersiniz, böyle buyurmuş talih. Herkes kendi payına düşeni yaşar” diyerek absürt dünyanın yani amaçsızca dünyaya atılmışlığın çerçevesini çizer. Daha da haklı çıkmak için “…kapının önüne koymak varken zahmete giriyorum, bari iyi fiyata satılsın diye panayıra (bizce köle pazarına) götürüyorum… Ah bu yufka yüreğim! İşin aslı, bu tür yaratıkları kovmak imkânsızdır. Yapılacak en iyi şey bunları öldürmek.” savunmasıyla “absürt” bir gerekçeyle akla bürür.
Lucky ağlamaya başlar. Gogo gözyaşını silmeye çalışır ancak karşılığında bacağına yer tekmeyi. Bu durum, karakterlerin birbirlerinden ne denli izole olduklarını, biri yakınlık gösterecek olsa diğerinin nasıl şiddetle karşı çıkacağını gösterir.
Pozzo Lucky olmasaydı sıradan şeylere hapsolacağını, duygularının incelemeyeceğini, bu yüzden bir köle aldığını, yakında altmış sene olacağını, (Lucky’nin şapkasını çıkarttırıp uzun beyaz saçlarını -kendi kelliğine rağmen- delil göstererek) yaşını göstermediğini, hatta onun yanında delikanlı gibi durduğunu, ne var ki tahammülü kalmadığını, Lucky’nin eskiden nazik, yardımcı bir iyilik meleği olduğunu ancak şimdi yavaş yavaş onu öldürdüğünü” söyleyip hemen ardından “Özür dilerim. Unutun bütün sözlerimi. Tam olarak neler dediğimi hatırlamıyorum, ama emin olun ki tek kelimesinde bile hakikatten eser yoktu” diyerek “absürtlükte” diğerlerinden aşağı kalmadığını sergiler.
Pozzo iyi ağırlandığını söyleyerek karşılığını vermek ister ve borcunu Lucky’ye ödetmeye karar verir: “Dans mı etsin, şarkı mı söylesin, ezberden mi konuşsun, düşünsün mü? … Eskiden pek şirin düşünürdü, saatlerce dinlemeye doyamazdım. Bizim için bir şeyler düşünmesini ister misiniz?” diye sorar. Gogo dans etmesini, Didi düşünmesini tercih eder. Velhasıl Lucky önce kendisinin “ağ” adını verdiği (ağa dolanmış hisseder) dansını yapar. Sıra düşünmeye geldiğinde şapkasını takmalıdır. Ve “yedi yüz kelimelik” ünlü tiradını atar Lucky. Başı sonu belli değildir cümlelerin. Ne bir virgül ne bir nokta vardır. Bastırılmış ruh halinin patladığı bir bilinç akışı ve absürtlük şölenidir bu bölük pörçük kelimeler. Arada ak sakallı bireysel Tanrı, “bilinmeyen nedenlerle” insanın zayıflaması, küçülmesi, kafatasının ufalması gibi kelimeleri zar zor yakalarız. Susması için şapkasını alır kafasından Didi ve yere düşer köle. Pozzo kaptığı gibi şapkayı yere atıp üstünde tepinir. Artık düşünemeyecektir. Lucky’yi ayağa kaldırmak ve ayakta kalmasını sağlamak için var güçleriyle uğraşırlar. Bu hengâmede dedesinin armağan ettiği saatini kaybeder Pozzo. Aramak için ceketinin ceplerine bakarken bir ses duyar Gogo. Anlarlar ki kalp atışıdır. Pozzo’nun tepkisi “manidar”dır: “Lanet olsun!” Hayatın sona her an daha çok yaklaştığını hisseder.
Pozzo ve Lucky için yola koyulma vaktidir. Didi ve Gogo “vakit geçirebildiklerine” sevinerek yolcularlar misafirlerini. Gogo da gitmek isteyince Didi’nin itirazına -iplerine- takılır; Godot henüz gelmemiştir. Her şey monotonluğuna dönecekken Didi “amma değişmişler” der. Gogo, Pozzo ve Lucky’nin dün de oradan geçtiğini, tanımamazlıktan geldiğini, zaten öneminin olmadığını söyler geçer.
Bir ses duyulur: “Beyefendi!” Bir çocuktur bu. Godot göndermiştir. Didi çocuğu daha önce gördüğünü, çocuk ise ilk kez geldiğini iddia eder. Gelmiştir çünkü Godot’nun gelemeyeceğini ancak ertesi gün mutlaka geleceğini iletmektir görevi. Çocuk sorar: “Bay Godot’ya ne diyeyim efendim?” “Bizi gördüğünü söyle. Gördün bizi değil mi?”
Nihayet gece olmuştur. Gogo çizmelerini bir kenara bırakıp yalınayak gideceğini söyler. Ağaca bakıp ertesi gün ip getirmeyi birbirlerine hatırlatarak ayrılmaya karar verirler. Ve kımıldamazlar.
Sabah olmuştur. Godot’yu beklemek için yine aynı yer ve saatte buluşmuşlardır. Her şey aynıdır. Ağacın birkaç yaprağının açması dışında. (Bir günde ilkbahar geldiğini bile düşünürler. ) Didi’nin dilinde başı sonu belli olmayan bir ölüm şarkısı vardır; “Damdan düştü bir köpek… Mezar taşına şöyle yazdılar: Damdan düştü bir köpek… Mezar taşına şöyle yazdılar: Damdan düştü bir köpek…”
Karşılaşır karşılaşmaz Didi sarılmak ister. “Dokunma bana, bir şey sorma, yanımda kal” diye tersler Gogo. Hem uzak kalmak ister hem de yakın. Yine dayak yemiştir. Üstelik kendisinin gelmeyişine sevindiği için bir şarkı tutturduğunu sanıp içerler. Didi gönlünü almak için sevinçle “Tekrar buradasın” der ama eklemeden edemez: “(kayıtsızca) Tekrar buradayız… (üzgün) Tekrar buradayım.” Akıl vermeden de edemez. Kendini koruyamadığını, yanında olsaydı dayak yemesine yol açacak şeyler yapmasına engel olacağını söyler. Aslında içten içe ihtiyaç duyulmaktır Gogo’dan beklediği. Birlikteyken var olabilirler. Gogo’nun mutlu olduğunu söylemesini ister, doğru olmasa bile. Mutlu iseler, geriye yapacak tek şey kalmıştır: Godot’yu beklemek.
Vakit geçmelidir. Gogo "fikir çürütme” oyunu oynamak ister. Didi için bu imkânsızdır çünkü artık düşünme tehlikesinden uzaktadırlar; düşünmek en kötüsü değildir; korkunç olan “düşünmüş olmak”tır. Bunları söylerken, birdenbire nereden geldiğini sorar bu cesetlerin. Ölü mahzenidir orası sanki. İnsanın bakası gelmemektedir. Gözünü de alamamaktadır. Kurtulmak için kararlı biçimde doğaya dönmek gerekir. Yine de en kötüsü değildir bu. En kötüsü elbette “düşünmüş olmak”tır. Ve sessizlik gelir. Başka konu bulmak lazımdır. Şapkalarını çıkarıp yeni konu düşünürler. Şapkalarını taktıklarında rahatlamışlardır. Ne konuştuklarını hatırlamaya çalışırlar. Ama “tarihçi” değillerdir Gogo’ya göre, hatırlamaya gerek yoktur; zaten “yorulmuştur.”
“Gidelim / Gidemeyiz. / Neden? / Godot’yu bekliyoruz. / Peki n’apacağız? / Yapacak bir şey yok. / Ama takatim kalmadı. / Turp ister misin? / Sadece turp mu var? Havuç yok mu? / ... / (sessizlik) /…/ Daime bir şey buluruz değil mi Didi, bize var olduğumuz izlenimini verecek? / … / Yeter, yoruldum. / … / Gidelim / Gidemeyiz. / Neden? / Godot’yu bekliyoruz.”
Bu kısırdöngüyü Lucky’nin dünden kalan şapkası kırar. Kendi şapkasını çıkarıp, Gogo’ya uzatır, yerine Lucky’ninkini giyer. Gogo, Didi’nin şapkasını giyer, kendisininkini Didi’ye verir. Didi Lucky’nin şapkasını çıkarıp Gogo’nunkini giyer, Lucky’nin şapkasını Gogo’ya verir. Gogo Didi’nin şapkasını çıkarır, Lucky’nin şapkasını giyer, Didi’nin şapkasını ona verir. Didi Gogo’nun şapkasını çıkarır, kendi şapkasını giyer, Gogo’ya kendi şapkasını verir. Gogo kendi şapkasını giyip Lucky’nin şapkasını çıkarır, Didi’ye verir. Didi kendi şapkasını çıkarıp, Gogo’ya uzatır, yerine Lucky’ninkini giyer...”
Bu kısırdöngüyü kırmak için Pozzo ve Lucky’cilik oynamaya karar verirler. Didi Lucky olacaktır, Gogo da Pozzo. (Bu tesadüf değildir. Aklını daha çok kullanan birinin gelecekte köle olması, bedeni, güdüleri ve hazlarını daha çok kullanan birinin gelecekte sahip olması şaşırtıcı değildir. Gelecek gelirse tabii?)
Didi “küfret bana” diye talimat verir yeni sahibine. Gogo alır sazı eline. Başlar saymaya dökmeye. Didi “düşünmemi söyle” diye talimat verir yeni sahibine. Gogo bağırır: “Düşün!” (Sessizlik) Didi “dans etmemi söyle” diye verir yeni talimatını. Gogo bağırır: “Ben gidiyorum!”
Birden sesler duyulur. Bir oraya bir buraya kaçarlar. Nihayet Godot gelmektedir. Korkarlar, Hatta incecik, kupkuru ağacın arkasına saklanmaya çalışırlar. Gogo “ne yapmam gerektiğini söyle” der telaşla. “Yapacak bir şey yok” der Didi. (Sessizlik)
Gelen giden yoktur. Sarılırlar. Ayrılırlar. (Sessizlik)
“Şimdi ne yapıyoruz? / Beklerken / ... / Haydi kollarımızı açıp ayak uçlarımızda yükselelim(3). / (Gogo sendeleyerek) Tanrı beni görüyor mudur? / Gözlerini yumman lazım.”
Pozzo ve -başında başka şapkayla- Lucky gelir yine. Bu sefer aradaki ip kısadır. Lucky birden durunca Pozzo ile çarpışıp düşerler. Sahip ve köle nihayet gerçek seviyelerini bulmuşlardır.
Pozzo feryat figan içindedir. Birinin onu kaldırması için yalvarır. Bu sırada Gogo ve Didi ne yapacaklarını bilemeyince yeniden başlarlar: “Gidelim / Gidemeyiz. / Neden? / Godot’yu bekliyoruz.”
Vakitlerini ziyan etmemeye karar verirler. Ne de olsa her gün onlara ihtiyaç duyan biri çıkmaz. Harekete geçmek kolay olmayacaktır ama kendileri de düşerler. Biraz debelendikten sonra, nihayet kalkarlar. Pozzo’yu da kaldırırlar ama bıraktıkları an yine düşer. Anlaşılır ki artık kördür. “Bir sabah” uyandığında talih kadar kör olmuştur. Dünden önceki sabah olamayacağına göre ne zaman kör olmuştur? “Körlerin zaman kavramı yoktur. Zamanlar ilgili nesneleri de görmez onlar.” der Pozzo.
Bu arada Pozzo’ya kendilerini hatırlayıp hatırlamadığını sorar Didi. Elbette hatırlamıyordur.
Lucky de ayağa kalkar ve kum dolu çantasını ve sahibini alarak yollarına devam edeceklerken Didi Lucky’nin girmeden önce şarkı söylemesini ya da düşünmesini ister. Yapamaz. Dilsizdir. Zaten düşünmesini ve konuşmasını istemeyen bir sahibi varken dilinin olması neyi değiştirir? İnleyemez bile. Ne zaman dilsiz olmuştur? Pozzo: “Günün birinde! Yetmez mi işte! ... Günün birinde sağır da olacağız. Günün birinde doğduk, günün birinde öleceğiz.” diyerek körlüğünden mütevellit bir aydınlanma yaşadığını gözler önüne serer.
Bütün bunlar olurken Gogo çoktan uyumuştur. Uyanınca ayaklarının acısından sebep yardım ister. Ve Didi ünlü tiradını atar: “Uyuyor muydum ben başkaları acı çekerken? Şu anda uyuyor muyum? Yarın uyanınca veya uyandığımı sandığımda bugün hakkımda neler söyleyeceğim? Dostum Estragon’la burada gece olana kadar Godot’yu beklediğimi mi? … (Gogo yeniden uykuya dalmıştır) Gogo hiçbir şeyin farkında olmayacak. Yediği tekmelerden söz edecek, ben de ona havuç vereceğim… Alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı… Kendisinin e uyduğunun farkına varmadan uyuyor, hiçbir şey bilmiyor… Böyle devam edemem. Ne dedim ben?” (Sessizlik)
Ve yine “sil baştan”, Çocuk gelir. Godot’nun gelemeyeceğini ama ertesi gün kesinlikle geleceğini söyleyen Çocuk. O da dünü hatırlamaktadır.
Kendi çapında “aydınlanma” yaşayan ve kısır döngüyü fark etmeye başlayan Didi bu sefer Godot hakkında bilgi edinmeyi akıl eder. Godot hiçbir şey yapmayan, “galiba” ak sakallı biridir. Didi’nin ağzından tek cümle dökülür: “İsa bize acısın.” Artık emindir:. Godot’nun koyunlarına(4) baktığına göre Çocuk, İsa’dır; hiç görmediği varlık olan, duaya benzer ricalarda bulundukları Godot da Tanrı. Belli ki gelmeyecektir. Çocuk aynı soruyu sorar: “Bay Godot’ya ne diyeyim efendim?” Didi bu kez: “Bizi gördüğünü ve… (duraksar) bizi gördüğünü söylersin.”
Yine güneş batar, ay yükselir. Vladimir hareketsiz kalır. Estragon uyanır, çizmelerini çıkarır, arkadaşının yanına gider. Yine; “Ben gidiyorum. / Ben de ama uzağa değil. / Neden? / Yarın buraya dönmemiz lazım. / Niçin? / Godot’yu beklemek için. /Eksek nasıl olur? / Bizi cezalandırır. / Kendimizi assak diyorum. Hiç ipin yok mu? / Yok. / … / Öyleyse yarın doğru dürüst bir ip getirebiliriz. / Böyle devam edemeyeceğim ben. Ayrılsak, belki daha hayırlı olur. / Yarın asarız kendimizi, Godot gelmezse. / Ya gelirse? / Kurtuluruz.(5) / Ee gidelim mi? / Evet gidelim. / (kımıldamazlar)
Son söz
Doğumla ölüm arasındaki zamanda dünyada konaklarız. Gogo ve Didi’nin sıkıştığı zaman “ömürlerimiz”, mekân “dünyamız / arafımız”dır. Godot “insanı harekete geçmekten alıkoyan anlamsız ve belirsiz hayatın çıkış biletidir; kimine göre umut, kimine göre Tanrı”dır. En nihayetinde amaç Godot’yu beklemek değil, salt beklemektir; lakin zaman geçmezse ömür bitmez. Godot’yu beklemek “boşa çıkacağını bile bile, özgür irademizi kullanarak, peşinde koştuğumuz kurtarılma umutlarımız”, Didi “düşünce ve duygularımız”, Gogo “bedensel ihtiyaçlarımız”dır ancak her ikisi de arafta kurtarılmayı bekleyen ruhlardır. Pozzo “kendimizi gerçekleştirme arzumuz”, Lucky “kendimizi gerçekleştirememe korkumuz”, ağaç, güneş ve ay “zamanın geçtiğinin kanıtları”dır. Tekrarlamalar, sayıklamalar “günlük yaşantımız”, uyumak “sakinleştiricimiz”, boyna takılan ip “bazen başkalarının, bazen kendimizin koyduğu yasaklar, kurallar”dır. Velhasıl kendimizi Godot’yu beklerken buluruz. (sessizlik)
(1) Diyaloglar için bkz. Godot’yu Beklerken, Samuel Beckett, Kabalcı Yayınevi, 2012
(2) Lucky: İngilizce’de şanslı anlamına gelir.
(3) İsa’nın çarmıha gerilişine gönderme. Tek fark tüm insanlık için değil, kendi için uğraşmaktadır. Absürd karakter bireydir.
(4) “Tanrının Kuzusu” İncil’de Hz. İsa’yı kasteden teşbihlerden biridir.
(5) Godot’nun / Tanrı’nın gelmeyeceğini anlasa bile var olabilmek ve kurtuluş için hâlâ ümidi vardır. Beklemekten başka “yapacak bir şey yok”tur.…...

Similar Documents

Premium Essay

Waiting for Godot

...Pastiche on Waiting for Godot The Theatre of the Absurd is a style of writing which portrays human life as a meaningless and futile existence resulting in one’s inevitable death. Similar to the Lost Generation movement created as a result of the death and destruction of World War I, the Theatre of the Absurd is a reaction to World War II in which the war survivors felt as though death was inevitable and therefore nothing in one’s existence mattered since material possessions would not travel with one after death. Samuel Beckett’s Waiting For Godot exemplifies the characteristics of the Theatre of the Absurd, not only through its content and dialogue, but also through its language and structure. The structure of dialogue chosen by Beckett, mixes short and concise sentences with meaningful ideas and opinions about the human condition. Although the dialogue appears to be an illogical banter, it would be a mistake to make the assumption that it has no meaning. For instance, throughout the play, Estragon and Vladimir repeat the lines “nothing to be done” and “nothing happens.” Such references along with the cyclical nature of the dialogue, suggest Beckett’s vision that human existence is bleak and that nothing significant ever really happens in our lifetimes, but instead the same situations are repeated throughout life. Beckett’s style revolutionizes the traditional play as he deviates from the orthodox playwright by creating a play with no central plot or storyline. There is no...

Words: 1145 - Pages: 5

Free Essay

Demografický Vývoj Japonska Ve 21. Století

...Demografický vývoj Japonska ve 21. století (seminární práce) * Obsah Úvod 2 1. Počet a struktura obyvatelstva 3 2. Geografické rozmístění 5 3. Migrace 6 4. Vývojové trendy a hrozby 7 4.1. Stárnutí populace 8 4.2. Migrační politika 9 4.3. Penzijní reforma 10 Závěr 12 Zdroje: 13 * Úvod Jedna z nejrozvinutějších zemí světa, která fascinuje svou kulturou vzniklou jako následek dlouhé doby izolace od okolního světa. Země, na jejíž území byly ke konci Druhé světové války svrženy atomové pumy, a která ačkoli vzešla z války jako poražena, dokázala se rychle zregenerovat a nastartovala svou ekonomiku tempem, které permanentně dosahovalo dvouciferných hodnot. Ale také země, která celá 90. léta prožívala „ztracenou dekádu“ a stabilní růst, kterého dosáhla teprve s příchodem nového tisíciletí, byl opět narušen světovou ekonomickou krizi – to je Japonsko. První dvě kapitoly této práce se zabývají stavem japonské společnosti z hlediska počtu a geografického rozmístění obyvatel. Třetí kapitola se zabývá mezinárodní migrací, a blíže se zaměřuje na cizince v Japonsku, včetně legálních opatření japonské vlády. Závěrečná kapitola poukazuje na hrozby, kterým tato země čelí v současnosti a letmo nastiňuje možnosti dalšího vývoje. Konkrétní témata, které v seminární práci blíže identifikuji jsou stárnoucí populace, imigrační politika a také penzijní reforma, popřípadě změny v dosavadním penzijním systému. Cílem této seminární práce je přiblížit stav japonské......

Words: 3639 - Pages: 15

Premium Essay

Who or What Is Waited for in Waiting for Godot ?

...Waiting for Godot  is hailed as a classic example of the "Theatre of the Absurd," Such dramatic works present a world in which daily actions are without meaning, language fails to effectively communicate. The characters reflect a sense of artifice, even wondering aloud whether perhaps they are on a stage. Waiting for Godot begins with two men on a barren road by a leafless tree. These men, Vladimir and Estragon, are often characterized as "tramps". The world of this play is operating on its own set of rules, its own system. There nothing happens, nothing is certain, and there’s never anything to do. Vladimir and Estragon are waiting for Godot, a man or perhaps a deity. The tramps can’t be sure if they’ve met Godot, if they’re waiting in the right place, if this is the right day, or even whether Godot is going to show up at all. While they wait, Vladimir and Estragon fill their time with a series of mundane activities (like taking a boot on and off) and trivial conversations (turnips, carrots) scattered with more serious reflection (dead voices, suicide, the Bible). "We always find something," Estragon casually remarks in Act II, "to give us the impression we exist." The tramps are soon interrupted by the arrival of Lucky, a man/servant/pet with a rope tied around his neck, and Pozzo, his master, holding the other end of the long rope. The four men proceed to do together what Vladimir and Estragon did earlier by themselves: namely, nothing. Lucky and Pozzo then leave so......

Words: 985 - Pages: 4

Premium Essay

Who or What Is Waited for in Waiting for Godot

...Waiting for Godot  is hailed as a classic example of the "Theatre of the Absurd," Such dramatic works present a world in which daily actions are without meaning, language fails to effectively communicate. The characters reflect a sense of artifice, even wondering aloud whether perhaps they are on a stage. Waiting for Godot begins with two men on a barren road by a leafless tree. These men, Vladimir and Estragon, are often characterized as "tramps". The world of this play is operating on its own set of rules, its own system. There nothing happens, nothing is certain, and there’s never anything to do. Vladimir and Estragon are waiting for Godot, a man or perhaps a deity. The tramps can’t be sure if they’ve met Godot, if they’re waiting in the right place, if this is the right day, or even whether Godot is going to show up at all. While they wait, Vladimir and Estragon fill their time with a series of mundane activities (like taking a boot on and off) and trivial conversations (turnips, carrots) scattered with more serious reflection (dead voices, suicide, the Bible). "We always find something," Estragon casually remarks in Act II, "to give us the impression we exist." The tramps are soon interrupted by the arrival of Lucky, a man/servant/pet with a rope tied around his neck, and Pozzo, his master, holding the other end of the long rope. The four men proceed to do together what Vladimir and Estragon did earlier by themselves: namely, nothing. Lucky and Pozzo then leave......

Words: 985 - Pages: 4

Free Essay

Waiting for Godot

...Waiting For Godot – the absurdity Beckett is considered to be an important figure among the French Absurdists. "Waiting for Godot" is one of the masterpieces of Absurdist literature. Elements of Absurdity for making this play are so engaging and lively. Beckett combats the traditional notions of Time. It attacks the two main ingredients of the traditional views of Time, i.e. Habit and Memory. We find Estragon in the main story and Pozzo in the episode, combating the conventional notions of Time and Memory. For Pozzo, particularly, one day is just like another, the day we are born indistinguishable from the day we shall die.    It is very clear from the very word "Absurd" that it means nonsensical, opposed to reason, something silly, foolish, senseless, ridiculous So, a drama having a cock and bull story would be called an absurd play. Moreover, a play having loosely constructed plot, unrecognizable characters, metaphysical called an absurd play. Actually the 'Absurd Theatre' believes that humanity's plight is purposeless in an existence, which is out of harmony with its surroundings.   This thing i.e. the awareness about the lack of purpose produces a state of metaphysical anguish which is the central theme of the Absurd Theatre. On an absurd play logical construction, rational ideas and intellectually viable arguments are abandoned and instead of these the irrationality for experience is acted out on the stage.   The above mentioned discussion allows us to call......

Words: 674 - Pages: 3

Free Essay

Kağıt Fabrikalarında Elektrik Mühendisliği Ve Verimlilik

...KAĞIT FABRİKALARINDA ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ VE VERİMLİLİK 1/448 2/448 Genişletilmiş ikinci baskı için önsöz Kitabın birinci baskısı “Koruyucu Eklektrik Bakımı” ismini taşımaktaydı. İnternet ortamında oldukça revaçta olan bu kitap tüm fabrikalar için önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Özellikle bu alanda Türkçe kaynak bulunmaması kitaba olan talebi arttırmaktadır. İkinci kısım ise tasarım kriterlerine ayrılmıştır. Koruyucu bakım yanında, tasarım kriterlerinin bilinmesi ve arızaların oluşum mekanizmalarının öğrenilmesi, güvenilir fabrikalar kurulmasına ve dolayısıyla verimliliğe katkı sağlayacaktır. Verimlilik, elektrikte koruyucu bakım, kaliteli sistem tasarımı, iyi projelendirme ve montajla doğrudan ilgilidir. Bu kitap işte böyle bir amaç için, kağıt fabrikalarının daha verimli çalışabilmesi için yazılmıştır. Kağıt fabrikalarının temel ihtiyaçlarından olan mühendislik uygulama bilgisi açığı aslında Türkiye’deki tüm sanayi kuruluşlarının ortak sorunudur. SEKA’nın kapanmasından sonra kağıt fabrikaları için bilgi birikimine katkı sağlayacak hiç bir kurum kalmamış oldu. Özel sektörde üretilen bilgiler, fabrikaların içe kapanmaları nedeniyle paylaşılamaz duruma geldi. Oysa fabrikalar arasında sinerji sağlanarak sağlıklı bilgilerin paylaşılması, kağıt sanayii için verimliliğe katkı sağlayacaktır. Üniversitelerde araştırma yapan bazı araştırmacıların, kağıt fabrikaları hakkında kaynak arayışları sorunun derinliğini göstermektedir. Bu kitap okyanus olmaktan çok......

Words: 85848 - Pages: 344

Premium Essay

Waiting for Godot

...Austin Druckemiller Period 4 Waiting For Godot Waiting for Godot has been my main thought for about two hours now.  While considering the work, its author, and the comments I have found about the play, I have come up with three hypotheses as to the meaning and theme. As I will explain my three hypotheses in my next few paragraphs, I would like to put forth my most accepted theory, and the answer that Samuel Beckett, the author of the play, put forth when questioned about the meaning of his strange little piece. I think many people put this theory forth as the true meaning of Waiting, and there are many aspects of it by which they can make their point.  The most obvious is the title character, Godot, because the root word of the name is God.  The many references to Christianity also create a close connection between the storyline and many important stories from the Bible.  From the very beginning Vladimir and Estragon think about their salvation, consider death, and draw a parallel between themselves and the two thieves that were crucified along with Jesus, according to the Gospels.                   The general attitude expressed throughout the play is the hopelessness, or maybe the meaningless-ness of life. A good example of the hopelessness I am talking about is on page 3 when Vladimir is searching through his hat and says “Sometimes I feel it coming all the same. Then I go all queer. How Shall I say? Relieved and at the same time… appalled. AP-PALLED. Funny.......

Words: 696 - Pages: 3

Free Essay

Waiting for Godot- a Reflection in Turkish

...öyle. Bütün bir oyun Vladimir ve Estragon adli iki karakterin Godot adli birini beklemesi ve bu sonsuz bekleyis sirasinda aralarinda gecen, bazen toplum yapisini sorgulama cesaretini gösterecek kadar derin bazen de kucuk cocuklarin hayat hakkindaki basit yorumlarini andiracak kadar sig olan sohbetlerinden ibaret. Tabii ki oyunun bazi noktalarinda onlara katilan bir kac tane yan karakteri de unutmamak gerekir. Acikcasi ben yan karakterlerin bu hikayeye fazlasiyla renk kattigini dusunuyorum. Oyunun en carpici özelliklerinden birisi yer ve zaman kavraminin neredeyse hic olmamasi. Sadece, hikayenin bir agac ve taslarin bulundugu yol uzerinde bulunan issiz bir yerde gectigini biliyoruz. Üstelik birinci ve ikinci sahnede tarif edilen, Vladimir ve Estragon’un Godot’yu beklemek icin geldigi bu bölgelerin ayni yer oldugunundan bile emin degiliz. Bunun yaninda zaman kavrami da belirsiz. Karakterlerin kendileri bile haftanin hangi gununde bulunduklarini bilmiyorlar. Vladimir ve Estragon hayatin karmasik duzenine birden bire firlatilip, kendi hallerine birakilmis gibi bir cok seyin mantigini cözmekte zorluk cekerler. Bu yuzden de zaman onlar icin pek bir sey ifade etmiyor. Oyunun geneline bakildiginda zaman kavraminin konjonktürel oldugu görulur. Devirli, kendini tekrar eden bir zaman kavramindan bahsediyoruz. Karakterlerimizin de kendilerine edindikleri adeta kutsal bir görev olan Godot’yu beklemek disinda baska bir mesguliyetleri olmadigi icin zaman, onlar ve bu durumda bir......

Words: 695 - Pages: 3

Free Essay

Para Ve Balık

...ancak fiyatların ve ödenen ücretlerin artmasından ötürü ülkenin servet varlığında herhangi bir etkiye yol açmayacaktır. Smith'e göre paranın değeri de öbür malların değeri gibi ölçülür.Değer emeğe bağlıdır.Malın da paranın da değeri ona harcanan emeğe bağlıdır. Bu sebeplerden dolayı emek mübadele değerinin gerçek ölçütüdür.Yani sonuç olarak malların mübadele edilmesi aynı zamanda emeğin mübadele edilmesi anlamına gelmektedir.Emek değeri kendine eşit emek değeri ile değiştirilecektir.Bu bakımdan bakıldığında gerçekten mübadele edilen altın,gümüş,para,döviz değil emektir.Güçlükle elde edilen mallar pahalı,az emek harcanarak üretilen mallar ise daha ucuz olur. TÜRKİYE'NİN DÜNYA BALIKÇILIK ÜRETİMİNDEKİ YERİ Türkiye su ürünleri üretiminde dünya klasmanında 228 ülke arasında 33. sırada yer alıyor. Avcılıkta 30., yetiştiricilikte ise 180 ülke arasında 24. sırada. 2011 yılında su ürünleri avcılığından 514 bin 755 ton, yetiştiriciliğindense 188 bin 790 ton üretim yapılmış. Türkiye, son yıllarda balıkçılık sektöründe dünya piyasasında hak ettiği yeri almaya başlamış. Hem deniz avcılığı hem de kültür balıkçılığında dünya lideri olmak için büyük çaba sarf ediyor. Özellikle levrek piyasasında 47 bin tonluk pazar payıyla lider olan Türkiye, çipurada ikinci, gökkuşağı alabalığında ise üçüncü sırada. Dünyada yılda üretilen yaklaşık 120 bin ton levreğin yüzde 40'ından fazlası Türkiye'de yetiştiriliyor. Bunun yaklaşık 15 bin tonu da İtalya başta olmak üzere Yunanistan, İspanya ve......

Words: 366 - Pages: 2

Free Essay

Waiting for Godot

...ANALYZING THE CONCEPT OF DERRIDA’S DECONSTRUCTION IN SAMUEL BECKETT’S WAITING FOR GODOT ANALYZING THE CONCEPT OF DERRIDA’S DECONSTRUCTION IN SAMUEL BECKETT’S WAITING FOR GODOT Deconstruction is a literary theory and philosophy of language derived principally from Jacques Derrida's 1967 work Of Grammatology. The premise of deconstruction is that all of Western literature and philosophy implicitly relies on a metaphysics of presence, where intrinsic meaning is accessible by virtue of pure presence. Deconstruction rejects the possibility of a pure presence and thus of essential or intrinsic meaning. Due to the impossibility of pure presence and consequently of intrinsic meaning, any given concept is constituted and comprehended from the linguistic point of view and in terms of its oppositions, e.g. perception/reason, speech/writing, mind/body, interior/exterior, marginal/central, sensible/intelligible, intuition/signification, nature/culture. Derrida says that one member is associated with presence (more highly emphasized) while the other is associated with absence. He proposes “difference” - a perpetual series of interactions between presence and absence - where a concept is constituted, comprehended and identified in terms of what it is not and self-sufficient meaning is never arrived at. Derrida's theories on deconstruction were influenced by the work of linguists such as Ferdinand de Saussure and literary theorists such as Roland Barthes (whose works were an......

Words: 2164 - Pages: 9

Free Essay

Ataerki Ve Birikim

...hareket, barış hareketi ve diğerleri) içerisinde etki alanı en geniş olan ve hakkında en çok tartışılan, muhtemelen Kadın Kurtuluş Hareketidir. Varlığıyla bile insanları kışkırtmaya yetiyor. “Ekoloji sorunu”, “barış meselesi” üzerine soğukkanlı bir entelektüel ya da politik söylem yürütülebilir. Oysa “kadın sorunu”, istisnasız, erkeklerin ve birçok kadının aşırı duygusal tepki göstermesine yol açar. Bu sorun her bir birey açısından hassas bir konudur. Bunun nedeni; kadın hareketinin diğer hareketler gibi taleplerini devlet ve kapitalistler gibi bir dış etkene ya da dış düşmana yöneltmeyip, bizzat en yakın insani ilişki içindeki insanlara, kadın-erkek ilişkisine bu ilişkileri değiştirme anlayışı ile yöneltmesidir. Dolayısıyla, savaşım ortak çıkarlara ya da politik hedeflere sahip belirli gruplarla bir dış düşman arasında değil, kadınların ve erkeklerin içerisinde ve kadınlarla erkekler arasında yaşanır. Her insan, er yada geç, taraf tutmaya mecbur bırakılır. Ve burada taraf tutmak; kendi içimizden bir şeyin kopup ayrılması, kimliğimiz olduğunu sandığımız şeyin ufalanıp dağılması ve yeniden yaratılmak zorunda olması anlamına gelir. Bu süreç sancılı yaşanır. Pek çok erkek ve kadın uzak durmak için çaba gösterir; çünkü eğer yaşadığımız toplumlardaki kadın-erkek ilişkisinin hakiki doğasının farkına varmamıza izin verirsek, paranın, iktidar oyunlarının ve açgözlülüğün egemen olduğu soğuk ve acımasız dünyadaki huzur ve uyumun son adası da yok olacaktır. Üstelik erkekler ve kadınlar,......

Words: 15873 - Pages: 64

Free Essay

Sơ LượC Về CáC Thế Hệ Shinkansen

...CHÚ Ý 1. Tôi không hề sở hữu bài viết này. Tất cả những gì tôi làm là tập hợp những bài viết của tác giả aikoku2027 lại và trình bày dưới dạng file văn bản. Vì vậy nếu ai có nhu cầu lấy thông tin từ bài viết thì yêu cầu trích nguồn đầy đủ. Link wordpress nơi tác giả dùng để đăng bài: http://aikoku2027.wordpress.com/ 2. Đôi nét về tác giả: “Tôi chỉ làm việc trong công ty liên quan tới phần mềm thôi, chứ không phải nhà báo. Công việc nhiều lúc bận rộn nên không thể tập trung viết. Chỉ là tình cờ tham gia vào trang Tinh Tế của VN và có trò chuyện một ít với mọi người, và nhận ra rằng có quá nhiều bạn dựa vào những thông tin sai lệch được dịch lại từ báo nước ngoài rồi tranh luận với nhau. Nên trang blog này chỉ viết những đề tài mà ít khi được viết hay dịch lại cho người Việt tại VN đọc để có thêm 1 số thông tin hữu ích.” – Trích reply của tác giả trong http://aikoku2027.wordpress.com/2013/05/23/thong-bao-tam-ngung/ Minamoto Shizuka MỤC LỤC Phần 1 – Lịch sử tổng quát về Shinkansen 1. Sự ra đời của Shinkansen 2. Phương Tây vào cuộc chạy đua tốc độ 3. Shinkansen có thật sự an toàn không? Phần 2 – Những kỹ thuật quan trọng của đoạn đường ray cho Shinkansen 1. Đoạn đường ray phân nhánh chế tạo đặc biệt khó 2. Hệ thống chống sét tốt nhất thế giới Phần 3 – Các thế hệ Shinkansen của Nhật (được sản xuất từ 1964 đến hiện tại) 1. JR Tokai, JR miền Tây Nhật Bản và JR Kyushu 2. JR miền Đông Nhật Bản Phần 4 – N700 series NOZOMI và E5 series HAYABUSA 1. Đầu tàu 2. Bộ...

Words: 18426 - Pages: 74

Free Essay

50 Sự ThậT BạN Chưa Bao Giờ BiếT Về Michael

...1. Album solo đầu tiên của anh ấy là Got To Be There. 2. Khi anh ấy còn nhỏ, anh ấy thường được cho tiền tiêu vặt $5/tuần và phần lớn nó được tiêu vào những đồ dùng vẽ tranh. 3. Khi Michael sử dụng giai điệu của Paul McCarney, "Girlfriend," cho album Off The Wall, nó đã lần đầu tiên có năm đĩa đơn được phát hành trong cùng một album ở Anh. 4. Khi được hỏi rằng sau này anh ấy sẽ rời khỏi nhóm Jacksons hay không, anh trả lời, "Tôi muốn tiếp tục phát triển. Đối với tôi, tội lỗi lớn nhất chính là được trao tặng một tài năng, bởi vì đó thực sự là một món quà của Chúa, nhận lấy nó, nhưng không phải cứ giữ chặt nó mà phải biết phát triển nó, đó là tội lỗi lớn nhất trên thế giới." 5. Michael đã học khóa diễn xuất của Katharine Hepburn. 6. Đôi khi Michael hay đùa trên sân khấu, "Khi chúng tôi mới bắt đầu, tôi nhỏ, dễ thương, và đẹp trai. Bây giờ tôi lớn, dễ thương, và đẹp trai." 7. Michael và chị mình LaToya, người đã thu âm một đĩa đơn cùng với anh ấy, đã từng xem nhau như bạn nhảy giống Fred Astaire và Ginger Rogers. 8. Một trong những lí do Michael giữ được thân hình thon thả là do, "Tất cả những gì tôi ăn vào, tôi sẽ mất hết khi ở trên sân khấu.” 9. Michael đứng thứ 5 trong 6 người con trai của gia đình Jackson. 10. Những bức thư thiếu tế nhị từ fan làm anh ấy ghê tởm. 11. Anh ấy rất thích đọc. 12. Michael thắng giải Image Award vào năm 1980 cho Nam diễn viên xuất sắc nhất của "The Wiz." Cũng vào buổi tối đó, anh ấy và chị mình giành giải nhóm nhạc...

Words: 989 - Pages: 4

Premium Essay

Waiting for Godot

...Logan McGeady 14 October 2014 ENG 121-020 Essay #2 Nothing To Be Done The play Waiting For Godot by Samuel Beckett engages the idea of what it means to be human and how meaningless life can really be. Beckett uses literary techniques to show that human life is based on chance, time is meaningless, and that people will impose meaning on life to distract themselves from the fact that their situation is unalterable. The realization of this drives the characters to rely on outside forces, which may or may not be real, for order and direction. The basic proposition Beckett imposes in the play is that chance is the main factor behind existence and human life. Therefore life is determined by chance and there Is nothing Vladimir or Estragon can do that can influence their life. This is established when Vladimir alludes to the story of the two thieves from the Bible. "One is supposed to have been saved… and the other…damned” (Beckett 4). The idea of percentage is important because this represents how the fate of humanity is determined randomly and without any reason. There is a percentage chance that a person will be saved and sent to heaven or damned and sent to hell, taking away meaning of human life and simply categorizing people into those who are saved, and those who are damned. Vladimir continues by citing the fault in the Gospels on the story of the two thieves. "And yet…[pause]…how is it that of the four Evangelists only one speaks of a thief being saved. The four of......

Words: 954 - Pages: 4

Free Essay

Sosyal Bilimlerde AraşTıRma YöNtemleri: Sorunlar Ve çöZüMler

...Bilimlerde Araştırma Yöntemleri: Sorunlar ve Çözümler Research Metods in Social Sciences: Problems and Solutions Prof. Dr. İrfan Erdoğan Bu yazıda ortaya konulanlar asla bir şeyleri eleştirme olarak veya negatifi vurgulama olarak nitelenmesin; bu yazı “bir şeylerin ne olduğunu” anlama üzerine inşa edilmiştir; bir şeylerin kötülenmesi değil. Fenomenin ne olduğunu anlama, onun taşıdığı ve taşımadığı özellikleri ilişkisel varlığı içinde ele alarak bilmeye çalışmadır. Yazımızda öncelikle en temel bilgiler ve en ciddi sorunlar üzerinde durulacak ve ardından, genel olarak bir araştırmanın (makalenin veya tezin) tasarımı, uygulaması, analizi ve sonuçlandırılmasının çizgisel sürecinin izlendiği temel sıraya göre; • başlık • ele alınan konunun gerekçelendirilmesi (giriş) • konuyla ilgili datanın/enformasyonun/bilginin toplanması ve analizi (yöntem) • analizden geçerek bulguların ve sonuçların (gerekiyorsa önerilerin) sunulması ile ilgili yaygın sorunlar ve çözümlere değinilecektir. Çözümler sorunların nedenleriyle bağıntılıdır, dolayısıyla giderilmesi de bu nedenlerin bir şekilde ortadan kaldırılmasıyla, etkisiz duruma düşürülmesiyle veya etkisinin en düşük seviyeye getirilmesiyle sağlanabilir. Temel Bilgiler Sosyal bilimlerde araştırma yöntemi, incelemek için ele alınan bir konuda, yapılan bir tasarımda “neyin nasıl yapılacağı, uygulanacağı ve analiz edileceği” ile ilgilidir. Dolayısıyla yöntem, araştırma tasarımının zorunlu ve bütünleşik bir......

Words: 6247 - Pages: 25